Değişken Oranlı Pekiştirme: Neden Kaybettikçe Daha Çok Oynuyoruz?
- Yusa
- 31 Eki 2025
- 2 dakikada okunur
İnsan psikolojisini manipüle etmek için psikoloji biliminin tanımladığı birden fazla yöntem var. Son günlerde üzerine düşündüğüm bir ayrıntının psikolojide nasıl tanımlandığını merak edip biraz araştırma yaptım. Finansal piyasalarda ya da bahis dünyasında, insanların yıllarca kaybetmelerine rağmen neden ısrarla oynamaya devam ettiklerini tam olarak anlamlandıramıyordum.
Futbol maçları üzerine bahis oynayan birinin, geçmiş verileri ne kadar profesyonelce izlerse izlesin, uzun vadede tüm parasını kaybetme ihtimali kesinliğe yakın. Çünkü süreç bir noktadan sonra öngörülebilir olmaktan çıkıyor ve şans faktörünün baskın olduğu bir olay örgüsüne dönüşüyor.
Bunu şöyle basit bir örnekle anlatayım:
30 kişilik bir sınıfta, sene sonu sınavında en yüksek notu alacak üç öğrenci üzerine bahis oynattığımı düşünelim. Bahis oynayan kişiler, sınıftaki öğrencilerin geçmiş tüm sınav puanlarını, evdeki çalışma ortamlarını, ders çalışma sürelerini, hatta aile içi huzur gibi verileri şeffaf bir şekilde görüyorlar. Bu veriler ışığında bahisler büyük ölçüde üç öğrenci üzerinde yoğunlaşıyor. Sene sonu sınavı yapılıyor ve gerçekten de insanların ağırlıklı olarak bahis oynadığı bu üç öğrenci en yüksek notu alıyor.
Aynı bahsi birkaç dönem daha oynatıyorum ve her turda katılım artıyor. İnsanlar, “veri varsa öngörü de vardır” diye düşünmeye başlıyor. Son oynattığım bahiste ise küçük bir müdahalede bulunuyorum: Verilere göre favori görünen üç öğrencinin sınavda bilerek düşük not almasını sağlıyorum ve örüntüyü bozuyorum. Öngörülebilir bir şeyi, tamamen şans faktörüne bağlı bir duruma dönüştürüyorum.
Psikolojinin burada söylediği şey şu: İnsan davranışını güçlü kılan asıl şey, bu örüntünün arada bir bozulması. Buna psikolojide “değişken oranlı pekiştirme” deniyor.
Değişken oranlı pekiştirme, kısaca, bir davranışın bazen ödüllendirilmesi, bazen de ödüllendirilmemesi demek. Yani ödülün ne zaman geleceğini bilemiyorsun. Bu belirsizlik de davranışı daha dirençli hâle getiriyor. Çünkü insan ödülün ne zaman geleceğini kestiremediği için davranışı bırakmak yerine daha fazla tekrar ediyor.
Bunun günlük hayattan birkaç örneği var:
Sosyal medya: Paylaştığın bir gönderi bazen çok beğeni alıyor, bazen almıyor. Hangi paylaşımın “patlayacağını” bilemediğin için paylaşmaya devam ediyorsun. Platform da seni tam olarak bu belirsizlikte tutmak istiyor.
Telefonu kontrol etme: Gün içinde telefonu defalarca kontrol etmemizin nedeni de bu. Bazen önemli bir mesaj geliyor, bazen gereksiz bir bildirim. Ama o “önemli” mesajın ne zaman geleceğini bilmediğimiz için kontrol etmeyi sürdürüyoruz.
Slot makineleri / kumar: Her çevirmede kazanıp kazanmayacağını bilmiyorsun. Arada bir büyük ikramiye gelmesi, o nadir ödülü zihinde aşırı değerli hâle getiriyor ve kişi “bir sonraki çevirmede gelebilir” diye oynamaya devam ediyor.
Finansal piyasalarda da benzer bir mekanizma işliyor. Yıllar içinde geliştirilen stratejiler bir süre çok iyi çalışıyor. İnsanlar bunu görüyor, strateji yayılıyor, örüntüye güven artıyor. Sonra tam herkes aynı örüntüye oynamaya başladığında, piyasa yapısı değişiyor, likidite dağılıyor, büyük oyuncular yön değiştiriyor ya da bilinçli bir manipülasyonla örüntü bozuluyor. Kripto para gibi oynak ve manipülasyona açık piyasalarda bu daha da belirgin: İnsan önce bir düzene alıştırılıyor, o düzene oynayanların sayısı pik yaptığı anda düzen bozuluyor.
İşte bu yüzden insanlar kaybettikçe bırakmak yerine daha da bağlanabiliyor. Çünkü zihin “Daha önce olmuştu, yine olabilir.” diye düşünüyor. Ödül tahmin edilemez hâle geldikçe, ödülü kovalamak daha cazip geliyor. Bu da davranışı söndürmek yerine güçlendiriyor.
Sonuç olarak değişken oranlı pekiştirme, sadece laboratuvar deneylerinde görülen bir şey değil; sosyal medyadan telefona, kumardan kripto piyasasına kadar pek çok sistemin içine bilinçli olarak yerleştirilen bir mekanizma. İnsanları içeride tutan şey çoğu zaman ödülün büyüklüğü değil, ödülün öngörülemezliği.


Yorumlar